TÜRKLERİN ‘GÖK TANRI’ İNANCI NEDİR?


69
675 shares, 69 points

Türklerin araplarla karşılaşmadan önce kendi inançları vardı. O dönemde nasıl islamiyeti kabul etmeyip müslüman olmayan Türkler varsa bugün de Gök Tanrı veya diğer adıyla Tengricilik inancına sahip Türkler mevcuttur. Ayrıca sıkça duyduğumuz şu söz doğrudur ”Araplar puta taparken, Türkler göğe bakıyordu.” 

Türkler hayat tarzlarına bağlı olarak tarihî süreç içinde muhtelif dinî inançlar içinde yaşayışlarını sürdürmüşlerdir. Bilinen en eski inanç sistemlerinden biri de Gök Tanrı inancıdır. İbrahim Kafesoğlu’na göre, bozkır Türk topluluğunun asıl dini bu idi. Eski Çağlarda başka hiçbir kavim ile iştiraki olmayan bu inanç sisteminde Tengri “Tanrı” en yüksek varlık olarak itikadın merkezinde yer almıştı.

Yaratıcı, tam iktidar sahibi idi. Aynı zamanda semavî mahiyete sahip olup çok defa Kök Tengri “Gök Tanrı” adı ile anılıyordu. Gök Tanrı telâkkisi toprakla ilgili olmadığı için, avcı, çoban ve hayvan besleyici topluluklara mahsus bulunduğu, bu itibarla menşeinin Asya bozkırlarına bağlanması gerektiği genellikle araştırmacılar tarafından kabul olunmuştur. Mircea Eliade’ye göre “Orta ve Kuzey Asya toplulukları için karakteristik bir sistem olan” Gök Tanrı, R. Giraud’a göre, doğrudan doğruya bütün Türklerin ana kültürü durumundadır .

Bahaeddin Ögel, Çin’in Ordos bölgesindeki Hun buluntularıyla ilgili olarak bazı bilginlerin Orta Asya halklarının birer avcı ve çoban olduklarını düşündükleri için, bu eserlerde günlük hayatın tezahür ettiğine inandıklarını, hatta daha ileri giderek Hunların totemist olduğunu iddia edenlere de rastlanmakta olduğunu belirtir, halbuki Hunlar tek tanrılı bir Gök dinine inanmakta idiler. Tek Tanrı’ya inanan bir kavimde totem aramak biraz güçtür. Bunlar olsa olsa eski Hun inanç ve efsanelerinin bir kalıntısı olabilirlerdi. Nitekim Göktürkler totemist olmadıkları halde, kendi aralarında anlattıkları bir kurt efsanesine inanıyorlar ve kurt başını da millî bir arma olarak taşıyorlardı, demektedir.

Abdülkadir İnan’a göre, eski Türk panteonunda birçok tengriler bulunmuştur. İlk büyük Türk imparatorluğu devrinden sonra bu panteondaki tanrıların en büyüğü Gök Tanrı olduğuna inanılmıştır. Bu büyük tanrı Türk hakanlığına giren bütün muhtelif uluslar için müşterek kült olmuştur. Yazıtların birçok yerinde “tanrı” adı tek başına, başka tanrılarla (yersu, gök) karıştırılmadan, söylenmektedir (tengri il berigme tengri Tanrı memleket verici Tanrı; tengri yarlıkaduk üçün… özümni ol tengri kağan olurttı kendimi o Tanrı hakan tahtına oturttu; tengri ança demiş. gibi). Tonyukuk Yazıtı’nın bir yerinde tanrı ile beraber Umay, yersu zikrolunuyor (tengri umay, yersub basa berti). Göktürk ve ilk uygur hakanlığı devrinde maddî bir varlık tasavvur edilen “gök” ile onun sahibi olan ruh birbirinden ayırt edilmemiş olsa gerektir

Yaşar Kalafat’a göre de kök tengri ile Tengri kavramları birbirine karıştırıldığı için, Türk inanç sisteminde maddî varlıktan ulu varlığa doğru bir gelişme olduğu varsayımı ihtiyatla karşılanacak bir görüştür, çünkü, kök tengri kavramı, tıpkı yağız yir (kara yer) gibi Tengri tarafından yaratılmış maddî göğü ifade etmektedir. Yine Y. Kalafat Türklerin olağanüstü bir biçimde ateşe saygı gösterdiklerini, suyu ve havayı ululadıklarını, toprağı kutladıklarını, fakat, yalnızca göğü ve yeri yaratana Tanrı dediklerini ve ona taptıklarını söyler. “Kötülüklerin anası karanlığı kovan, yeryüzünü aydınlatan güneş, ay ve yıldızlar, göğün çadırı içindedir. Dolayısıyla kutsal tasavvur edilmiş, kendisinde bir koruyucu iye olduğunu düşündürmüştür.

Gök Tanrı biçiminde görülen ibarelerin ‘Göğün Tanrısı, yukarıda bulunan, yeri ve göğü kılan, insanı yaratan Tengri’ anlaşılması gerekmektedir. Ancak, Türk tasavvurunda Tengri’nin yukarıda, göğün en üstünde bulunması, göğün bütün kâinatı kucaklaması, karanlığı kovan elemanları katlarında bulundurması, onun ululanması için kâfi sebepler kabul edilebilir” görüşündedir.
Gök Tanrı inancının esaslarını başta Orhun Kitabeleri olmak üzere, eski Türk vesikalarından, eski Çin kayıtlarından az çok tespit etmek mümkündür. İ. Kafesoğlu’na göre Tonyukuk Kitabesi’nde çok zikredilen Tengri bazen Türk Tengrisi şekliyle o çağlarda millî bir Tanrı olarak görünmektedir: Göktürklerin bir hakanlık kurması onun isteği ile olmuştur. Hakan, Türklere onun tarafından verilmiştir. Yani Tanrı Türk halkının istiklâli ile alâkalanan bir ulu varlıktır.

Savaşlarda onun iradesi ile zafere ulaşılır. Emreden, iradesine uymayanı cezalandıran Tanrı, bağışladığı kutu lâyık olmayanlardan geri alır. Şafağı söktüren, bitkiyi canlandıran O’dur. Ölüm de O’nun iradesine bağlıdır: Canı veren Tanrı, onu isteğine göre geri alır (Kül Tigin (Köl Tigin) vadesi gelince öldü. Kişi oğlu ölmek için yaratılmıştır. KT). “Kara yol (kanun, hak) Tanrı’dır. Kırılanları birleştirir, yırtılanları birbirine ular… İnsan diz çökerek Tanrı’ya yalvarır, kut isterse verir, atlar çoğalır, insanın ömrü uzun olur.. Kuzgunun niyazı bile Tanrı’ya ulaşır.” (Irk bitig). İnsanlar fani, Tanrı ebedîdir (Bulgar kitabesi). Bütün bunlar Tanrı’nın, eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varlıklarına hükmeden, cezalandıran ve mükâfatlandıran bir ulu varlık telâkkisi olduğunu göstermektedir. Açıkça görülmektedir ki, bu semavî Tanrı inancının, Şamanik düşüncelerle hiçbir ilgisi mevcut olmadığı gibi, tenasuh (bedenden ayrılan ruhun başka bir cisme girmesi) fikri ile de bir münasebeti yoktur. Dikkate değer ki, daha geç zamanlarda Türkler arasında yayılan şamanlık bu Gök Tanrı telâkkisine dokunamamıştır. Mircea Eliade, Ulu Tanrı’nın bahis konusu olduğu törenlerde Şamanlığın adeta sırıttığını söyler.

A. Çay, Gök Tanrı inancıyla ilgili, gökle ilgili varlıklar ve atalar ruhu ile ilgili olarak eski Türklerde çok eskiden beri çeşitli âyinlerin yapıldığının bilindiğini belirtir. Bu âyinler sırasında büyük davullar çalınmakta, rakslar yapılmakta ve kurbanlar sunulmakta imiş. Âyinler sırasında eğer bulutlar kararır ve yağmur yağarsa, Gök Tanrı törene katılmış sayılır ve o zaman elinde kalkan ve balta tutan hükümdar ile yiğitler, Chou Sülâlesi kurucusu Wu’nun Destanı’nı temsilen raks ederlermiş. Hükümdar bu âyinde koç postu giyermiş. Yine Çin kaynaklarından edinilen bilgiye göre Göktürkler, 5. ayda büyük bir tören düzenler ve sayısız koçları ve atları göğe kurban ederlermiş. A. İnan da milâttan önce II. yy.’da Hunlara tâbi olan ve sonraları müstakil devlet kuran WuHuan ulusunun dini hakkında verilen malumatın Hunların dini hakkında verilen malumattan farksız olduğunu belirtir ve konuyla ilgili şu bilgileri aktarır: milâttan sonraki III. yy.’da devlet kuran Toba Sülâlesi Devri’nde de Hunlar Devri’ndeki din devam etmiştir.

Çin kaynağına göre Tobalar ilkbaharın ilk ayında Gök Tanrı’ya, doğu tarafında bulunan tapınaklarında, atalarına kurban keserlerdi. Sonbaharın ilk ayında yine Gök Tanrı’ya âyin yaparlar ve kurban sunarlardı. Ataların tapınağı olarak bir taş oyarlardı. Kuzeydeki yurtlarından güneye göç ederken bu taş üzerinde Gök Tanrı’ya, yere, Hakan’ın atalarına kurban sunarlar ve âyinden sonra kayın ağacı dikerlerdi. Bu kayın ağaçlarından Tanrısal, kutsal bir orman meydana gelirdi.[

İbrahim Kafesoğlu’nun da işaret ettiği gibi Gök Tanrı dininin ne ibadet şekilleri ve “tengrilik” denilen tapınakları, ne de din adamları zümresi hakkında başkaca birşey bilinmiyor. İbn Fadlân ne bir mabed gördüğünden ne de bir din adamı ile görüştüğünden açıkça bahseder. Fakat Oğuzların hakîmlerinin olduğu bilinmektedir. Oğuzlar bu manevî şahsiyetlere büyük bir saygı gösteriyorlardı.

Bizim Korkut Ata’mız (Dede Korkut) da bu hakîmlerden biri idi. Tabiplik yapan, geleceğe ait keşiflerde bulunan, yapılacak bir teşebbüsün uğurlu olup olmayacağına hükmeden, dinî törenlere başkanlık eden, bu manevî şahsiyetlerdi. P. W. Schmidt de Tukue (Türk) dininde Gök’ün gerçekten ve tam mânasıyla yüksek bir varlık olduğunu iddia etmek için daha çok şey bilmeye ihtiyaç olduğu görüşündedir.


İbrahim Kafesoğlu : Türk tarihçi, Türkolog ve akademisyen. Türk-İslam sentezinin ideologlarındandır.

Mircea Eliade : Mircea Eliade, din tarihçisi ve filozof. Mircea Eliade, 13 Mart 1907’de Bükreş – Romanya’da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir.

Abdülkadir İnan : Başkurt halkbilimci. Eski Türk dini ve kültürü üzerine araştırmalar yapmıştır.

Bahaeddin Ögel : Ankara Üniversitesi Türk Tarih Profesörü. 21 Nisan 1923 tarihinde, Elazığ’ın Çarşı mahallesinde doğmuştur. İlk ve orta eğitimini Elazığ ve Malatya’da tamamlamış, 1940-41 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’ne kaydolmuştur.

Yaşar Kalafat: Türk tarihi ve kültürü araştırmacısı.


Like it? Share with your friends!

69
675 shares, 69 points

What's Your Reaction?

Nefret Nefret
0
Nefret
Tuhaf Tuhaf
0
Tuhaf
Kötü Kötü
0
Kötü
Çok İyi Çok İyi
0
Çok İyi
Yani Yani
0
Yani
Harika! Harika!
10
Harika!
LOL! LOL!
0
LOL!
OMG! OMG!
0
OMG!
İşte bu! İşte bu!
0
İşte bu!
Bir Format Seçiniz
Kişilik Testi
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia Test
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Anket
Voting to make decisions or determine opinions
Hikaye
Formatted Text with Embeds and Visuals
Liste
The Classic Internet Listicles
Geri Sayım
The Classic Internet Countdowns
Listeyi Aç
Submit your own item and vote up for the best submission
Sıralı Liste
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görüntü
Photo or GIF
Gif
GIF format