Henüz 25 Yaşında Darağacına Mahkum Edilen Deniz Gezmiş’in Hayatı


96
759 shares, 96 points

Deniz Gezmiş 28 Şubat 1947’de Ankara’da doğdu. Babası ileride ona yazdığı bir mektupta, “Karlı bir Şubat sabahı gözlerini açtığın zaman ilk işin ağlamak olmuştu. Şimdi anlıyorum; çünkü karşında yaratık olarak ilk defa bizi görmüştün: İnsanları… Yani bütün istikbalini onların mutlu olmaları uğrunda feda edeceğin insanları…” diyecekti.  Okuma alışkanlığı  Teksas serileriyle tanışmasıyla başladı. Çelik Blek’in bağımsızlık mücadelesinden çok etkilenmişti. Sonra babasının kütüphanesindeki kitapları okumaya başladı . Hayvanları; kedileri, köpekleri çok seviyordu. O dönem Marshall Yardımı‘yla dağıtılan süt tozlarını sulandırıp mahallenin köpeklerini besliyordu.                                                Daha Çocukken Siyasetle İlgilenmeye Başladı
İlkokulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla çekilen fotoğraflarında altı parmağını gösteriyor, henüz küçük bir çocukken CHP’nin altı okunu işaret ediyordu. Yine o dönemlerde birkaç arkadaşıyla kurduğu yedi bela çetesi ile DP’li ailelerin çocuklarıyla atışıyordu.
               
                                              Deniz Gezmiş’in İlk Eylemi; Hürriyet Gazetesi Protestosu

İlk eylemine lise yıllarında katıldı. FB’li eski futbolcu Boncuk Ömer beden öğretmenleriydi. Okul yönetimi Boncuk Ömer’in bir öğrencisine sarkıntılık ettiğini iddia ediyordu. Bu iddia büyüyüp Hürriyet gazetesinde yayımlanınca öğretmenlerine iftira atıldığını düşünen öğrenciler Kadıköy vapurunu işgal ederek, Babıâli’ye Hürriyet’i protesto etmeye gitti.Henüz tanışmasalarda Türk Siyasi tarihine isimlerini yazdıracak iki isim ilk defa bir araya gelmişti. Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş. Protestoları başarılı oldu, okul yönetimi geri adım attı. Eyleme katılanlara dava açılacağı söylenince Gezmiş ve arkadaşları saçlarını üç numara kazıttı.

Türkiye İşçi Partisi'ne Katılışı

Deniz 1964’te Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) örgütlerinde çalışmaya başladı. Yaşı tutunca TİP’in Üsküdar şubesine üye oldu. 1966’da liseyi bitirdiğinde babasını kırmayıp önce İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi’ne kaydolduysa da vazgeçip Hukuk Fakültesi’ne yazıldı.

15 Ağustos 1966’da Çorum Belediyesi’nde işten çıkarılan temizlik işçilerinin yürüyüşü başladığında Gezmiş TİP Üsküdar ilçe sekreteriydi. 15 günlük yürüyüşten sonra İstanbul’da işçileri karşıladı. O eylemde ilk defa gözaltına alındı ve ilk kez bu haberle gazetelere çıktı. Henüz 19 yaşındaydı.

Taksim'in Ortasında ABD Bayrağını Yaktı

1967’de Kıbrıs Krizi alevlendiğinde Gezmiş yine alanlardaydı ve Taksim’de ABD bayrağı yakan üç kişiden biriydi. Bir sene sonra ise protestodan protestoya koşuyordu. O yıl, öncelikle Uluslararası İktisadi ve Ticari İlimler Öğrencileri Komitesi’nin (AIESEC) İÜ’deki 20. Kongresi hedefindeydi. Başbakan Süleyman Demirel’in toplantıya katılması bekleniyordu. Ama Demirel bakanıyla mesaj yollamıştı.

Gezmiş ve arkadaşları o mesaj okunduğu sırada slogan atarken gözaltına alındılar, ardından çıkarıldıkları mahkeme tutuklanmalarına karar verdi. Zamanında Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Aziz Nesin ’in de kaldığı Sultanahmet Cezaevi’ne götürüldüler. Böylece Deniz ilk defa cezaeviyle tanıştı.

68 Rüzgârı

Dünyada özgürlük hareketlerinin başladığı 1968, Deniz için de oldukça hareketli bir yıldı. Öğrenciler kapsamlı bir eğitim reformu istiyordu. Parasız eğitim, demokratik üniversite, eğitimde devrim peşindeydiler. Ama istekleri reddediliyordu.

Bunun üzerine 10 Haziran’da Ankara Üniversitesi’nde başlayan süreç diğer üniversitelere yayıldı. Deniz Gezmiş, 12 Haziran’da İÜ’nün işgalinde ön saflardaydı.

6. Filo ve Olayların Kızışması

68 yazında sokaklardaki özgürlük rüzgârına karşı, devlet komünizmle mücadeleyi kafasına koymuştu. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) komando kamplarında eğitim verecek, burada yetişenler solcu öğrencilerle mücadele ederken şiddet olayları başlayacaktı.

15 Temmuz’da İstanbul’a gelen Amerikan 6. Filosu protestosunu izleyen günlerde bu fitil ateşlendi. İki gece sonra İTÜ Öğrenci Yurdu polislerce basıldı ve Vedat Demircioğlu pencereden aşağı atıldı.

Solcular Amerikan Askerlerini Denize Döküyor

Taksim’de Deniz Gezmiş’in önderliğinde toplanan yüzlerce genç, Dolmabahçe’ye yürüyüşe geçti. “İstanbul, Amerikan genelevi, Türk kızları Amerikan cariyesi olamaz” diyen gençlerin etrafında kısa sürede halktan ve esnaftan binlerce kişi toplandı. Yakalanan tüm ABD askerleri de denize atıldı.

Amerikan Askerlerini Destekleyenler de Vardı

Bugün olduğu gibi, kim haksızlık karşısında durursa malum kesim tarafından ''vatan haini'', ''dinsiz'', ''din düşmanı'' gibi iftiralar atılıyordu. Peki Amerikan Askerlerinin Türk kadınlarına taciz etmesini, ülkeye yerleşmesini hangi kesim istiyordu? Solcuların askerleri denize dökmesini neden istemiyorlardı?  

6. Filo’nun Türkiye’deki temsilcisi gibi davranan gazeteler vardı . Bunların en önemlisi İslamcı Mehmet Şevket Eygi’nin sahibi olduğu Bugün gazetesiydi.

12 Şubat 1969 tarihli Bugün gazetesi, “Tarihimizin en kara günü” manşetiyle çıktı. M. Şevket Eygi, 11 Şubat günü Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak çeken “kızıl komünistlere” hadlerinin bildirilmesi gerektiğini yazmıştı. 16 Şubat’ta İstanbul’da irticai bir ayaklanma tertiplendiği açıktı Bugün gazetesinde Mehmet Şevket Eygi’nin çağrıları “kan” kokuyordu:  
Komünizm küfrüne karşı derhal silahlan. İslam’da askerlik ve cihad ihtiyâri değil, mecburidir… Cihad eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır... Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar.”

Sağcılar 6. Filoyu Kıble Kabul Edip Namaz Kıldı

6. Filo İstanbul’a girmeye hazırlanırken saflar da belirginleşmişti:

Bir tarafta antiemperyalist, bağımsızlıkçı, ABD karşıtı “solcu” gençlik; diğer tarafta ise dinci,
ABD yandaşı “sağcı” gençlik…

Solcu gençlik, “Yankee go home” diye bağırmaya hazırlanırken,

Sağcı gençlik, “Komünistler Moskova’ya” diye bağırmaya hazırlanıyordu.

Yani, bir tarafta ABD emperyalizmine baş kaldıranlar, diğer tarafta ise ABD emperyalizmine başkaldıranları “Komünist” diye adlandırıp onlara başkaldıranlar vardı.

İşin en tuhaf yanı, ABD emperyalizmine başkaldıranlara saldıranlar, “bayrağa saygı” toplantıları yapan ve kendilerini “milliyetçi” olarak gören gençlerdi. Ama bu “milliyetçi gençler”, ne hikmetse “Türk bayrağını yırtan” ABD emperyalizmini “tekbirlerle”, “dualarla” hatta “namazlarla” karşılayacaklardı.  16 Şubat 1969 Pazar günü İstanbul’da ABD’lileri bile şok eden bir olay yaşandı:  Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kıldılar.

Kanlı Pazar

Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen 16 Şubat 1969’daki 6. Filo protestolarında Deniz yoktu. İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto için o gün Taksim’deki mitinge katılanlar sağcıların saldırısına uğramıştı. İki genç bıçaklanarak öldürülmüş, 200 kişi yaralanmıştı.

Deniz bu mitinge katılamadı. Çünkü İÜ Sosyoloji Asistanı Oya Sencer’in (Baydar) “Türkiye’de İşçi Sınıfının Doğuşu ve Yapısı” adındaki tezi Profesörler Kurulu’nca Aralık’ta reddedildiğinde, o ve arkadaşları bir kere daha okulu işgal etmişti. Bu olay üzerine okul kapatılmış, Gezmiş de tutuklanarak cezaevine konmuştu.

Deniz Gezmiş Filistin'e Gidiyor

22 Şubat 1969’da tahliye olduktan sonra, Gezmiş eve daha az uğruyordu. Aylardır reform tasarısının gerçekleşmemesi gençlerin sabrını taşırmıştı. 10 Haziran 1969’da öğrenciler adeta polisle meydan muharebesine girdi.

Çatışmada yaralanan Deniz hakkında o gün de tutuklama kararı çıktı. O zamana kadar hüküm giymemesine rağmen beş defa tutuklanmış, aralıklarla yaklaşık sekiz ay cezaevinde kalmıştı. Polis yine ensesindeyken bir de üzerine MHP’nin o yaz 34 şehirde komando kursu açacağı haberleri yayılınca Deniz bir grup arkadaşıyla Filistin’e gitmeye karar verdi.

Gerilla Kimliği

Şiddet tırmanırken Deniz iki aydan fazla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) askeri kanadı El Fetih’in kamplarında eğitim aldı. Artık bir gerilla kimliği bile vardı.

Türkiye’ye döndüğünde ise onu acı bir sürpriz bekliyordu. 28 Ağustos 1969’da Hukuk Fakültesi Disiplin Kurulu’nun kararıyla geçmişte rektörlüğü işgal edenler arasında yer aldığı için okulla ilişiği kesilmişti; aynı zamanda aranıyordu.

Deniz Gezmiş Yakalanıyor

Yaklaşık bir ay boyunca Ankara’da Mülkiye ve ODTÜ'nün yurtlarında saklanan Gezmiş, 22 Eylül 1969’da arkadaşı Taylan Özgür ile İstanbul’a geçti.

Hukuk Fakültesi’nin Dekanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı’nın makamını bastı ve neden ihraç edildiğini sordu. O gün polisler Deniz’i yakaladı ve Taylan’ı sırtından vurdu. Taylan ölmüştü. Deniz henüz bilmiyordu ama ölüm kapısını çaldığında, dostu Taylan’ın yanına gömülmeyi vasiyet edecekti. 

Aralık başında salıverildi. Ama kısa süre sonra yine cezaevi yolları görünecekti. Bu kez Yıldız Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde Battal Mehetoğlu sağcılar tarafından öldürülmüştü. Polis, üniversiteyi ve yurtları basınca akademide bulunan bir av tüfeğinin Gezmiş’e ait olduğu iddia edildi.

Mahkemeye çıkarılması altı ayı buldu. 1970’in yaklaşık 300 gününü cezaevinde geçirdi. O Eylül’de tahliye olana kadar Türkiye’de sular durulmamıştı. Bu sürede DİSK’in çağrısıyla işçiler birleşmiş, tarihe 15-16 Haziran Olayları olarak geçecek direniş yaşanmıştı.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), 1960’ların ikinci yarısında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Taylan Özgür ve Cihan Alptekin tarafından kuruldu. Örgüt, kuruluşunu daha önceki bir dizi eylemlerinden sonra 4 Mart 1971’de yayımladığı bir bildiri ile duyurdu.

THKO’nun ilk silahlı eylemi 29 Aralık 1970’teydi. Üç gün önce Ankara’da sağcıların açtığı ateşle üç arkadaşları vurulmuş, biri öldürülmüştü. Onlar da intikam için Amerikan Elçiliği’nin önündeki iki polisi yaraladı.

Banka Soygunu

Bir sonraki hedefleri ise İş Bankası’nın Emek Şubesi’ydi. 11 Ocak 1971’de Deniz, Yusuf, Hüseyin, Sinan ve Alpaslan yüzlerini gizleme gereği bile görmeden bankayı bastılar ve 124 bin lira ile ortadan kayboldular.

Bu olay uzun süre basında adi bir hırsızlık gibi gösterildi. İçişleri Bakanlığı haklarında vur emri çıkardı. Cemil Gezmiş oğluna Cumhuriyet gazetesine yazdığı mektupla seslenirken önce “Teslim ol” diyor ardından vazgeçiyordu.

Şubat’ta Gezmiş ve arkadaşları Balgat’taki Amerikan Üssü’nden silah kaçırabilmek için bir subayı kaçırıp deponun yerini öğrenip, subayı serbest bıraktılar. Mart’ta ise dört Amerikalı askeri kaçırıp 400 bin dolar fidye istediler ve 36 saat süre tanıdılar.

Halbuki o güne kadar kimseyi öldürmemişlerdi, öldürmediler de. Kısa süre sonra subayları salıverdiler. O günler Erdal Öz’ün kaleminden “Gülünün Solduğu Akşam”da Gezmiş’in ağzından şöyle anlatılacaktı: “Çok da iyi besliyorduk adamları. Biz kendimiz doğru dürüst yemiyor, onlara yediriyorduk. Muzla besledik be herifleri muzla!”

Yakalanışı

12 Mart 1971 Askeri Darbesi Türkiye’nin üzerine çöktükten üç gün sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Tayfur Cinemre ve Sinan Cemgil iki motosikletle yola çıktılar. Deniz ve Yusuf “06 EY 943” plakalı kırmızı motosikletle, yol ayrımında arkadaşlarıyla vedalaştılar. Kırıkkale, Yozgat, Sivas üzerinden Malatya’ya geçeceklerdi.

Sivas girişinde polisler kontrol yapıyordu. Bunun üzerine Sivas’a girmeden Şarkışla yoluna saptılar. Orada benzinleri bitti. Polisler şüpheli bir durum olduğunu anlayıp onları karakola götürürken havaya birkaç el ateş ettiler. Yusuf vuruldu, Deniz ise Gemerek’te kıstırıldı. O günün anısı “Şarkışla” ile dillere dolandı. Tarih 16 Mart 1971’di.  12 Nisan 1971’deki ilk duruşmada hâkim kimlik tespiti için “Ne iş yaparsın?” deyince Deniz “Devrimciyim” diye cevapladı. Yaklaşık 15 gün sonra Nihat Erim hükümeti, alınacak tedbirlerin anarşistlerin üzerine balyoz gibi ineceğinden bahsederken pek çok ilde sıkıyönetim ilan edildi.

Sokağa çıkma, gösteri ve grev yasakları başladı. Gözaltı süreleri uzatıldı. Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri kapatıldı; bazı yazarlar, aydınlar tutuklandı. Erim o günlerde zamanın anayasasını lüks ilan edecek ve sıkıyönetim mahkemelerinin yolu açılacaktı.

Ölüme Adım Adım

Gezmiş idama nasıl gideceğini şöyle anlatıyordu: “Asılma günü gelip çatınca, o sevdiğim giysilerimi giyeceğim. Postallarımı, parkamı. Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Kesin direneceğim ve giymeyeceğim. Öyle her zamanki gibi, eyleme gidiş tavrımla gideceğim darağacına.”

“Yok, tıraş falan da olmayacağım. Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım. Sonra demli güzel bir çay içeceğim. Ha, bak, Rodrigo’nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. Bak bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son isteklerini geri çevirmezler. Bunları isteyeceğim.” 

27 Eylül’de savunmalara geçildi. 26 sanığın savunmasını 11 avukat 15 günde yapmak zorundaydı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Mahkemesi, Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşını 9 Ekim 1971’de idama mahkûm etti.

Mahkemenin bu konudaki kararı “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Mahkememiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını; bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs suçunu işlediğinizi sabit gördü. Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile tecziyenize karar verdi” şeklindeydi.

Siyasetçiler Bu İdam Kararı Hakkında Ne Düşünüyordu?

 Bülent Ecevit ve arkadaşlarının idam cezasının kaldırılması için verdiği kanun teklifi, aydınlar arasında başlatılan imza kampanyası ve Uluslararası Af Örgütü’nün çağrısı ise kifayetsizdi.

İnönü siyasi suçlar için “İdamlar olmamalı” derken, Süleyman Demirel onların rejimi yıkmaya çalıştıklarını savunuyordu.

İdam dosyası Meclis Adalet Komisyonu’na sunulduktan kısa süre sonra, hükümet tarafından onlara pişman olduklarına ve bağışlanmak istediklerine dair dilekçe yazmaları teklif edildi. Üçü de reddetti.6 Mart’ta Meclis Adalet Komisyonu’nda 1’e karşı 13 oyla idamları kabul edildi. Dört gün sonra Meclis Genel Kurulu’nda oylama yapıldı. Neredeyse 10 saat süren tartışma ve oylamada idamı istenen üç gencin babası da oradaydı. Sonuçta 53 ret, 6 çekimser ve 238 kabul oyu çıkmıştı. 

16 Mart’ta idamlar senatoya geldiğinde gündemde Yassıada’da idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes ve bakanları Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan kast edilerek “Üç sizden üç bizden” sözleri fısıldanıyordu.

Oylamada 141 senatörün 105’i kabul, 36’sı ret dedi. Son onayı Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay verecekti. Üstelik İsmet İnönü’nün aksi yöndeki baskılarına; aralarında Pablo Picasso, Louis Aragon, Pablo Neruda gibi sanatçıların da olduğu 22 bin imzaya rağmen.

Ölüm Orucu

Nisan’da Anayasa Mahkemesi idam kararlarını beşe karşı 10 oyla iptal etti. 18 Nisan 1972’de Gezmiş, İnan ve Aslan anayasa değişikliklerini, zamları, işkenceleri ve sansürü protesto etmek için ölüm orucuna başladı.

Ama avukatları Halit Çelenk onları zayıf düştükleri takdirde aleyhlerinde propaganda yapılabileceği gerekçesiyle ölüm orucundan vazgeçirdi.

Üç idam mahkûmunun henüz ölüm orucunda olduğu süreçte Anayasa Mahkemesi’nden dönen infaz yasası, önce Meclis Adalet Komisyonu’nda sonra Genel Kurul’da usul yönünden kabul edilip yeniden senatoya geldi. İkinci oylamada artık “Evet”ler artmıştı. Artık Anayasa Mahkemesi’ne esastan başvurulması gerekiyordu.

33 imza lazımdı. 28 senatör ikna edildi. Ama 3 Mayıs’ta THY’nin Ankara-İstanbul seferini yapan uçak 61 yolcusuyla Bulgaristan’a kaçırıldı. Dört hava korsanı idamların yapılmamasını istiyordu. Hatta Altan Öymen ve Zülfü Livaneli uçak kaçırma operasyonuyla suçlanacaklardı. 

Kriz bir gün sonra korsanların Bulgaristan’daki yetkililer tarafından siyasi mülteci olarak kabul edileceği açıklanınca şaibeli şekilde son buldu. Fakat aynı gün Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemalettin Eken silahlı saldırıya uğradı. Çatışmada Eken yaralandı.

5 Mayıs’ı 6’sına bağlayan gece Hıdırellez'’di. Ama o sene Hıdrellez dilekleri yerine getirmeyecek, üç gencin asılmasına artık kimse mani olamayacaktı.

Son Sigara...

Deniz o gece idamdan önce son sigarası filtreli diye mahcuptu. Elleri bağlı, ayağında pranga varken avukatı Halit Çelenk’ten neredeyse özür diliyordu. İdam gecesinin tanıkları Çelenk ve avukat Mükerrem Erdoğan’dı. İkisi de o gece evlerinden alınmıştı. İnfazdan önce üç sanıkla da görüştüler, son arzularını sordular. Üçü de çok sakindi.

Deniz asılmadan önce arkadaşlarıyla görüşmek istedi. Önce kabul etmediler ama Çelenk idam mahkûmunun son arzusu diye bastırınca kabul edildi.


Üzerinde idam önlüğüyle sehpadayken Deniz tabureyi ayağıyla itti ama altındaki masanın boyunu hesap edememişlerdi. Bu yüzden ayakları masaya değdi. Savcı yardımcısı cellâttan masayı da itmesini isteyince Gezmiş boşluğa düştü. Ağır ve uzun olduğu gerekçesiyle çift ilmik yapmışlardı. Bu yüzden 50 dakika boyunca ipte kaldı.

Sonra ipi teke indirdiler. Yusuf ve Hüseyin’in infazında tek ilmik koydular. Onların infazı Denizinki kadar sürmedi.

Üç devrimci; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda üçer mezar arayla defnedildiler. Belli ki mezarlıkta bile birliktelikleri istenmiyordu. O günden sonra binlerce insan çocuğunun adını Deniz koydu.


Like it? Share with your friends!

96
759 shares, 96 points

What's Your Reaction?

Nefret Nefret
1
Nefret
Tuhaf Tuhaf
0
Tuhaf
Kötü Kötü
0
Kötü
Çok İyi Çok İyi
0
Çok İyi
Yani Yani
0
Yani
Harika! Harika!
3
Harika!
LOL! LOL!
0
LOL!
OMG! OMG!
0
OMG!
İşte bu! İşte bu!
1
İşte bu!
Bir Format Seçiniz
Kişilik Testi
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia Test
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Anket
Voting to make decisions or determine opinions
Hikaye
Formatted Text with Embeds and Visuals
Liste
The Classic Internet Listicles
Geri Sayım
The Classic Internet Countdowns
Listeyi Aç
Submit your own item and vote up for the best submission
Sıralı Liste
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Görüntü
Photo or GIF
Gif
GIF format